Risale-i Kutsiyyeden Beyt
“O Mevlâ Teâlâ Hazretleri Muhyi (diriltici) ismiyle tecellî etse
Kendisine Muhyi (diriltici) ismiyle tecellî olunan kul kabristana gidip ölülere o sırla "kalkın" dese
Bil ki o ölüler(in) hepsi diri olurlar
Hayvan kalma bu sırrı anla yâhu
Ahmaklıktan çıkıp Hakkâ gidelim
Cemali bâ Kemale seyredelim
Büyük şeyh efendi, Mevlâ Te’âlâ’nın kullara olan yakınlığını ve kullara olan tecellîlerini beyân ede ede… bu beyite geldi.
“O Mevlâ Teâlâ Hazretleri Muhyi (diriltici) ismiyle tecellî etse”
Tecellî: Açılmak demektir. Yani Mevlâ ile kul arasından perdeler kalkıp perdesiz bir hâle gelmesi. Sanki güneş ile insanın arasından bulutların gidip, güneşin insana parlaması gibi.
“Kendisine Muhyi (diriltici) ismiyle tecellî olunan kul kabristana gidip ölülere o sırla kalkın dese
Bil ki o ölüler(in) hepsi diri olurlar.”
Allâh Teâlâ diriltici ismini bir kuluna yollasa, uzatsa sonrada o kul o ismin tecellîsi ile kabristana ölülerin başına gelse, “Ey ölüler kalkın” dese o ölülerin hepsi hemen dirilirler. Çünkü bu kula tecellî eden Muhyî ismi Allâh’ın sıfatıdır, kulun sıfatı değildir. Mevlâ’dan o kula bu isim uzanmıştır.
“Hayvan kalma bu sırrı anla yâhu”
Hayvan bu işi anlamaz. Meselâ sizin bir cereyan ocağınız olsa cereyan fabrikasından bir telle cereyan uzatsanız o cereyan ocağı da insanı da ısıtır. Hâlbuki cereyan fabrikanındır, ocağın değil. Fabrikanın cereyanı (ısıtıcılığı, yakıcılığı) o ocağa uzandı o ocak da ısıttı. Eğer fabrika cereyanını çekse, sen de donarsın o ocağın kendisi de donar. “Bana bir ısıtıcı gönderin” der. Bunu misal olarak veriyoruz, yoksa Mevlâ’nın işi bir şeye benzemez.
“Ahmaklıktan çıkıp Hakkâ gidelim,”
Cemali bâ Kemale seyredelim.”
İbni Cerir’in ibni Abbas’dan (Radıyallâhu Anhuma) rivâyet ettiğine göre “Benî İsrâil’de zengin bir ihtiyar vardı, kardeşinin oğulları ise fakirdiler. Hiçbir şeyleri yoktu. Bu ihtiyarın da hiçbir çocuğu olmayıp tek vârisi kardeşinin oğulları idi. Onlar; ‘keşke amcamız ölse de malına konsak’ diyorlardı. Amcalarının ölümü gecikince şeytan onlara; “Amcanızı öldürüp içinde bulunmadığınız şehir ehline diyetini yükleseniz olmaz mı?” diye vesvese verdi. O zaman Benî İsrâil iki şehirde bulunuyorlardı. Bir kişi öldürülüp iki şehir arasına atılsa ölüyle iki şehir arası ölçülür, ölü hangisine yakınsa diyet ona yüklenirdi. Şeytan bu işi onlara söyleyince onlar da karar vererek amcalarını öldürdüler. Sonra ölüyü kendilerinin bulunmadıkları şehrin kapısına attılar.
Sabah olunca o şehrin ehline gelerek “Amcamız sizin şehrin kapısında öldürüldü, Vallâhi diyetini (öldürene ceza olarak yüklenen parayı) bize ödeyeceksiniz” dediler. O şehrin ahalisi de “Allâh’a yemin ederiz ki biz sizin amcanızı öldürmedik, öldüreni de bilmiyoruz ve şehir kapısını kilitlediğimiz vakitten, sabaha kadar da açmadık” dediler.
Bunun üzerine Musâ (Aleyhisselâm)a müracaat ettiler. Hemen Cibril-i Emîn gelerek Musâ (Aleyhisselâm)a “onlara de ki; Allâh Teâlâ bir sığır kesip o sığırın bir parçasını öldürülen kişiye sürmelerini emretti. Böylece ölünün dirilip onlara kendini öldürenleri haber vereceğini bildirdi.” dedi.
Bu ineğin hikâyesi uzundur. Nihâyet o ineği bulup kestiler, bir parçasını ölüye vurdular, ölü dirildi. Şuuru yerinde olarak dedi ki, “Benim malımı yemek için beni kardeşimin oğulları öldürdü.” Bu sözü söyledikten sonra tekrar ölü olarak yere düştü.
Şimdi bütün dünyâ bir araya gelse, o zavallı Amerika ki, kendinin zavallı olduğunu bilmez. Bütün dünyayı da kendine yardımcı çağırsa, bu ölüyü diriltebilir mi, ölünün katilini bulabilir mi? Yok. Ama Allah buldurdu.
Kuran’da bundan başka daha ne büyük hünerler var. Ama bunları milletimiz düşünmüyor, diploma diploma diye ölüyorlar. Sizin diplomanız mı var da her gün çeşit çeşit yemekler yiyorsunuz? Rica ederim, cehalet etmeyin. Evvelâ bir Müslüman olalım, diploma dursun. Bu haberler büyük işlerdir.
Ne yazık ki Kurân’ı bilenler Kurân’ı bildiklerinden dolayı sürurlanmıyorlar, ferahlanmıyorlar, rahatlamıyorlar. Yunan felsefesi bilenlerin karşısında eziklik duyuyorlar. Elinde Kur’an nimeti dolu, onu nimet bilmiyor. Kurân ehlinden daha aydın, bilgili, münevver var mı? Yok!
Lakin Kurân ehli az, öbürleri habis de olsa çok oldukları için yüksek gibi görünüyorlar. Hâlbuki o mekteplerde ne bir Âyet ne bir Hadîs ne Allâh’ın ismi ne besmele vs. yok. Kurân gökten yağmuru yağdırıyor, güneşi çaldırıyor, yerinde bütün yeşilliği bittiriyor, yiyecek-içecek ortalık doluyor. Bütün dünyanın üniversiteleri toplansa yerden başını çıkaran bir yeşil ot bittiremezler. Yine de onlar beğenilip seviliyor. Vallâhi Billâhi bu cehalettendir, bak yemin ettim size.
Üzeyir (Aleyhisselam) hikmet sahibi sâlih bir kişi idi. Bir gün kendine ait bir araziye bakmaya gitmişti. Dönerken kuşluk vakti kendisine bir hararet geldi. Merkebi üzerindeyken bir harap yere girdi, merkebinden indi yanında birinde incir, diğerinde üzüm bulunan iki sepet vardı. O harabe yerin gölgesine yerleşti. Beraberinde bulunan bir tası çıkarttı yanındaki üzümlerden o tasa sıktı. Sonra beraberinde bulunan bir kuru ekmeği çıkararak o çanakta bulunan üzüm suyuna batırıp ıslatarak yemek istedi. Sonra arka üstü yatarak ayaklarını duvara dayadı ve evin tavanlarına baktı, tavanlar çökmüş, duvarlar yıkılmış ehlinin helâk olmuş olduğunu, hatta çürümüş kemikleri görünce “Ölümden sonra Allâh-u Teâlâ buranın halkını nasıl diriltecek?” dedi. Allâh’ın onları dirilteceğinden şüphe etmedi, lâkin taaccüp ederek öyle söyledi.
Bakara Sûresi Âyet: 259
… فَأَمَاتَهُ اللَّهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانْظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ آيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Allâh Te’âlâ onu yüz sene ölü olarak bıraktı sonra dirilterek (kendisine:) “Ne kadar eğleştin (kaldın)?” buyurdu.
O da; “Bir gün yahut bir günün bazısı (bir günden az)” dedi.
Allâh (Celle Celâluhû) Ona: “Hayır! Yüzyıl (ölü) kaldın” buyurdu.
“İşte yiyeceğine ve içeceğine bak! Henüz bozulmamıştır. Bir de merkebine bak! Seni insanlara ibret kılmamız için (böyle yaptık) ve (merkebin) kemiklerine bak! Onları nasıl (yerden) kaldırıp (cesetteki yerlerine döndürüp birleştirerek) yerli yerine koyuyoruz. Sonra da, onlara et giydiriyoruz.” dedi O (diriliş) kendisine apaçık belli olduğu zaman, “(artık görerek de) ben biliyorum ki, şüphesiz Allâh Teâlâ her şeye hakkıyla gücü yetendir.” dedi.
Üzeyir (Aleyhisselâm) yüz sene ölü olarak orada kaldı. Bu kadar rüzgârlar vurdu, güneş vurdu bir şey olmadı. Bu kadar insan geçti görmedi. Allâh bir insanı gizlerse kim görür? Yemeği, içeceği, suyu hiç eskimemiş, kokmamış, çürümemiş sanki şimdi koymuşsun (gibi). Şimdi buzdolabında (bile) birkaç gün durabilir!
Bütün cihân bir araya gelse ve bütün cihânın profesörleri, kimyagerleri, doktorları bir araya gelse, o merkebi diriltebilirler mi? Onları o yerde saklayabilirler mi? Yok! Cehaletten başka bir şey yok, kuru dava var.
Biliyor musun Allâh seni neden yarattı? İğne tepesi kadar sudan yarattı. Seni nerede yarattı? Bu gözler, eller ayaklar nerede idi? Eğer sen güneşi çaldıramazsan, bulutlarla havayı kaplayıp bir damla su indiremezsen, yerden buğday tanesi bittiremezsen, otur kafanı iki elinin arasına koy da, düşün! “Eyvah Allâh Teâlâ beni iğne tepesi kadar hâlden, bu hâle getirdi,” diye düşün de insan ol, haddini bil. Eğer bugün haddini bilmezsen yarın âhirette bildirecekler. Suçlu olduğunu anlayıp “Beni tekrar dünya’ya çevirin de, haddimi bileyim” dersin. Ama bugünden düşünürsen iyi olur.
Rabbin seni cahil bırakmadı. Sana kitap gönderdi, kılı kırk yararcasına manasını söyleyen Peygamber gönderdi. Bakın çalışmakla beraber kadınlar bile Kur’ân’ı anlıyor. Şimdi buldular, bir Yunan felsefesi, gururlarından, kibirlerinden bu fezâya sığmıyorlar. Bir de dini yıkabildik diye iftihar ediyorlar.
Şu insanın cehâletini görüyor musunuz? Bu anlattığımız iki kıssayı düşünün! Kur’ân buna benzer misallerle dolu. Sen cereyanı yaptı isen, onu da sana Allâh yaptırdı. Allâh bir kuluna Muhyi ismini uzatıp da o da kabristana gidip ölüleri dirilttiği gibi sana o sanatı uzattı, cereyanı yaptırdı. Rabbin sana imkânlar veriyor sen de yapıyorsun. Yani Kur’ân çok büyük, Sahibi de çok büyüktür. Kur’ân’ı bilip onunla amel eden de çok büyüktür. Lakin onun büyüklüğünü Allâh gizledi. Üzeyir (Aleyhisselâm)’a gizlediği gibi.
Yarın âhirette Kur’ân’la büyük olan kişiyi görünce, “Bu böyle kazanırken biz neredeydik,” diyecekler. Kendinizde eziklik duymayın en iyisi sizsiniz. Kur’ân sizde olmakla beraber. Asıl dünya ve âhirette menfaat Kur’an’dadır. Öbürlerinde yüz karalığı var. Çünkü sen bir adamı 16 sene meşgul ettin, “Cennet, Cehennem var,” demedin, Allâh, “Lâilâhe illallâh” dedirtmedin, “Şöyle Cehennemden kurtulunur” demedin, Mevlâ buyuracak, “Gel buraya bakalım, seninle benim işim var.” O zaman kimse seni Mevlâ’nın elinden alamaz.
Yâ Erhamerrâhimîn Yâ Erhamerrâhimîn Yâ Erhamerrâhimîn
Tut elimizden, yardım eyle bize, kusurlarımızı affet. Bundan sonra kusur işlemekten muhafaza eyle. İlim, amel, ihlası cem etmeyi nasib eyle. Geçmişlerimize rahmet eyle. Dualarımızı fazlınla kabul eyle.
ÂMÎN.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
İsmailağa-Cübbeli ihtilafında Hanım Anne Rolü
Müşerref Hanım annenin (Ahıska yy) Marifet Derneğinin dümen suyuna girme sebepleri: 1: Kendisi aşırı Erbakan hayranıdır. İsmini andığında b...
-
İmam Mahmud Efendi Hazretleri 1945 yılında tek başına başlattığı sarıklı sakallı MEDRESE hocaları yetiştirme faaliyeti.. İlk okutup aske...
-
1.KISIM : SABİKUN (1960/1975) En kıdemli olanlar, Öncüler, Mahmud Efendi Hz ile birlikte olan, Ondan okumuş olanlar) Hızır Ali Muratoğlu...
-
Mahmud Efendi hazretleri yolunda tarikat Şeriatın hadimi olarak görülür. Şeriat sultan ise tarikat onun hizmetçisi olarak resmedilir. Tari...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder