30 Mayıs 2020 Cumartesi

İrşad Mektupları İmam Mahmud Efendi

Mahmud Efendi Hazretleri 1980’li yıllarda Emir Efendi isimli bir müride göndermiş olduğu mektup. Bu Mektup Mektubatta yok. (Mektubat-ı Mahmudiyye’de) Bu açıdan çok önemli bir vesikadır. Mektubu alan zat muhtemelen bir hattata Nesih hattıyla yazdırmış. Çünkü Efendi hazretlerinin el yazısının bu olmadığını biliyoruz.
Mektub türkçe yazılmış. Kuran harfleriyle..
Mektubun Okunuşu
Huve
B  H   S  S
السلام عليكم ورحمه الله و بركاته على من لديكم من عباد الله الصالحين
Ekhî fillahım
Muhterem Emir efendi tebriknamenizi aldık çok memnun olduk. Bilmukabele.. Mübarek Ramazan’ı Şerif Bayramınızı tebrik eder Din-i Mübin-i İslam’a hâdim olmak üzere hakiki bayram olan Mevlamızın Cemaline kavuşmak şerefi ile müşerref olmamızı Cenab-ı Hak Celle ve Alâ Hazretleri’nden dilerim.
Kıymetli vakitlerimizi en kıymetli olan vazifelerimize sarf etmeye canla gayret edelim. Bu fırsat bir daha ele girmez. Bu yoldaki kardeşlerimizi de bu hususta uyandırmaya dikkat edelim.
Din-i Mübin-i İslam’ın devam ve bekası, kişi kendi vazifesini ifâ ettikten sonra milleti uyandırmak için çalışmaya bağlıdır.
Tekrar selam ve hürmetlerimizle hatm-i kelam edip istikamet ve hüsn-ü hatimemiz için dualarınızı diler ve dua ederiz.
Miskin kardeşiniz Mahmud UstaOsmanoğlu
Açıklama:
B H S S = Bismillahi.. El Hamdülillah.. ve Ssalattü.. ve selamü ala Rasulina..
Selam kısmı arapça yazılmış manası: Allahın selamı rahmeti ve bereketi sizin ve yanınızda bulunan Allahın salih kulları üzerinize olsun.
Arabi hatta görülen ( …I ) bu üç noktalı ve başında elif olan bu rumuz Allahın ismini ifade eder. Osmanlıda Mektub elden yere düşer gerekli hürmet tazim edilmez vs ihtimallerine karşın Allahın ismine hurmet ve tazim için böyle remzedilmiştir.
“Din-i Mübin-i İslam’ın devam ve bekası, kişi kendi vazifesini ifâ ettikten sonra milleti uyandırmak için çalışmaya bağlıdır.” İfadesi efendi hazretlerinin önemli bir açıklamadır. Bütün cemaatin bildiği üzere bu söz Ali haydar efendiye nesibet edildiği şekliyle şöyledir : “Din-i Mübin-i İslam’ın devam ve bekası, Emr-i Bil Maruf ve Nehy-i anil münkere bağlıdır.”
Efendi hazretleri bu sözü yinelerken ihmal edilen bir hususa; kişi evvela kendisi amel-i salih etmeli olduğuna tembih eder. Yani konuştuğunu yapmayan, kendisi amel etmeyen tebliğcilerin hocaların vaizlerin bu çalışmaları Din-i İslamı inkırazdan kurtaramaz, evvela kişi kendi amel etmeli, sonra başkalarına vaaz etmeli” demektedir.
Allah ebeden razı olsun. Vücutlarına sağlık afiyet bereket ihsan eylesin. amin
Derleyen: isa erdoğan

28 Mayıs 2020 Perşembe

Ali Haydar Efendi ve Ihsan Efendi karşılaşması

*Ali Haydar Efendi Hz ile Ihsan Efendi karşılaşması ~1958*

MEVZULAR :
• Sakalın Allahın Rızası yolunda ehemmiyeti
•  inkılaplarla yıkılan islam binası altında kalmış alimlerin bile sakalı şerifi kabulde zorlandıkları ve ancak Allah dostları eliyle uyanış gerçekleşip hakikate rücu ettikleri
• Yazı mektup kitap video gibi uzaktan eğitim tebliğ araçlarının insan terbiyesinde kafî olmayıp bir Arifin huzurunda bulunmaya olan ihtiyaç.
• Ali Haydar Efendi Hz'nin yaşlılık hali ve sözünü çekmemesi ve o yaşta ilme olan düşkünlüğü

"Mevlana Ali Haydar Efendi Hazretleri Sakala çok önem verirdi. Daha ilk görüşmemizde bile "sakal bırak" buyurmuştu. Manevi dersimi bana damadı Nuri Efendi vermişti Efendi babamız Hazretleri ders veremediği zamanlarda vekili Nuri Efendi verirdi.

Allah rahmet eylesin İhsan Efendi hocamız vardı Akyazı'da imamdı vaaz verirdi. Ali Haydar Efendi Hazretleri ona "sakal bıraksın" diye haber gönderdi. İhsan Efendi de "kendisi bıraktı bizden ne istiyor oradan bize haber gönderiyor.." dedi.

Daha sonra İhsan Efendi Buraya gelmişti. Beraber Ali Haydar Efendi Hazretlerini ziyaret etmeye gittik. Tabii o daha ilk defa yanına giriyor.. Müsaade aldık ve yanına girdik. Oturuyordu kitaplarına bakıyordu. o sıralar gözü görse de kulağa duymuyordu, bir hayli yaklaştık Efendi Baba'ya. Tabii kulakları duymadığı için yazıyla sorularını cevaplıyoruz. İhsan efendiye ismini sorunca İhsan Efendi kağıda ismini yazdı. Ali Haydar Efendi Hazretleri İhsan isminin yanına "kabih" yazdı ve "ihsan kabih" diye birkaç kere tekrar etti. Bir de sakalın önemi ile ilgili epey konuştu. Oradan çıktıktan sonra İhsan Efendi hemen sakal bıraktı.." (Bir Zat-ı Muhterem)

Not:
* Mevlana Ali Haydar Efendi Hazretleri Şeyhimiz Mahmud Efendi Hazretlerinin şeyhidir. Osmanlıda sarayda ders vermiş Huzur hocasıdır ve ilimde zamanın üstadı 4 Mezhep Âlimidir. Mevlâna Ali Riza El-Bezzaz Hz'nin de postnişini ve Tarikatı Nakşibendiyyenin 35. Halkasıdır. Kaddese Allahu Esrarahum
* Kabih: çirkin" demektir. Ona "sakal bırak" telkinine uymadığı için terbiye amaçlı söylemiştir, adının ihsan oluşundan hareketle mukabele sanatı icra ederek "güzelin zıddını" irad etmiştir

Derleyip sunan; isa erdoğan

Vali Sen Kuranın Şoförüsün

• Efendi Hz nin Tevazusu, fazıl kişilere elini öptürmekten haya etmesi
• Vali Amca; Hazım Oktay Başerin Mahmud Ef Hz ile kıssası
• Medreselere, Hocalara Hizmetin büyüklüğü

Mahmud efendi hz nin "Vali" lakabı verdiği bizlerin Vali amca dediğimiz eski Konya Valisi ve Milli Gazete imtiyaz sahibi Hazım Oktay Başer bey emekli olduktan sonra Mahmud efendi hazretlerine intisap etmiş ismailğa çevresinde ev satın alarak çarşambaya yerleşmiştir. Ve sünnet sakalı cübbesi sarığı ile beş vakit namazlarını ismalağada kılmaktadır.

Bu Vali amca herkes gibi Efendi hazretlerinin elini öpmeyi çok ister ancak efendi hazretleri asla ona öptürmez, onu görünce derhal elini çekerdi. Vali amca da bazen vakıf tarafında Tekkeyi ziyarete gelmiş ihvanlar içinde gizlenerek sıraya girer böylece Efendi hazretlerinin elini öpmeye çalışırdı. Bir gün şöyle dedi “Efendi hazretleri herkes elini öpüyor, bana neden öptürmüyorsun?” Efendi hazretleri : "Sen valisin. Valiye el öptürülmez." Vali amca “Efendi hazretleri ben artık vali değilim. Ben şu an bir şöförüm, hanımın şoförüyüm” Dedi.

Efendi hazretleri ona şöyle cevap verdi: “Allah şahit ki Vali, sen hanımın şöförü değilsin. Vali, sen İslamın şöförüsün, Kuranın şöförüsün, Allahın şoförüsün”

Aktaran: Mahmud Eren hocaefendi rh a, 09.10.2019 ismailağa

Yani Efendi hazretleri "sen Medreselere, Hoca hanımlara dolayısıyla Kurana yaptığın hizmetlerin sebebiyle aslında Allahın askerisin" demiştir ve "Seninle biat edenler, Allah ile biat etmişlerdir" ile "Eğer Allaha (dinine) yardım ederseniz Allah da size yardım eder" Ayetlerine iltimasta bulunmuştur.

Buradan anlamış bulunuyoruz ki Kuran Medreselerine hizmet eden, Hocaları arabasıyla taşıyan ve basit bir şöför, bir temizlikçi, dernek makbuzcusu gibi görünen hizmet erleri aslında Allahın kapısının uluları, Ahiretin büyük insanlardır. i.er

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Menderes Ezan ve Mahmud Ef Hz

• *Islâm'ın Şiar ve alâmetlerini ihya etmenin büyüklüğü*
• *Laik kanunlar içinde bile, iktidarı elde etmekle Islama hizmetin mümkün oluşu*
• *Siyasetçilerin büyük icraat ve sevapları diğer hata ve günahlarını kapatacağı..*

Merhum Adnan Menderes 29 Mayıs askeri darbesiyle zulmen idam edildi. Hatasıyla sevabıyla.. sevenleri de vardı maalesef sevmeyenleri de..

O yüzden defaaten Efendi Hazretlerine sorulmuştur: "Adnan Menderesi nasıl bilmeliyiz?"

*Efendi Hazretlerinin cevabı: Ezanı Muhammediyi ihya etmesi ahirette ona yeter.*

Bir diğer icraatı ise o vakte kadar basımı yasak olan Kuranı Kerimi, yasakçı kanuna aldırış etmeden devlet matbaasında bizzat emrederek bastırması ve tüm Türkiyeye yayılmasını sağlamasıdır. Bastırdığı Kuranlardan yırttıkları bazı sayfaları "delil" olarak idam dosyasına koymaları bu hizmetine şahittir.

Ezanı Muhammediyi ihya etmesi o kadar muazzam bir hizmetti ki Efendi Hazretleri Menderesin Mushaf-i şerife olan hizmetini zikretmeyi dahi gerek görmedi.. "Ezan zaten kurtuluşuna yeter" demiş oldu.

Şeyhimiz *Mahmud Efendi Hazretleri* Menderes ve Özal'ın kabirleri yanından her geçişinde *mutlaka Fatiha okurlar,* onları Dine vatana hizmetlerinden ötürü vefa ve şükranla yâd ederler.

isaerdogan.com

26 Mayıs 2020 Salı

Müslüman Kafirle Bir Olamaz

Müslüman Müslümanı zalim de olsa düşmana teslim etmez, düşman eline düşmesine sevinemez
• Müslüman kafirlerle zalimlerle aynı safta olamaz, onları sevindirecek iş yapamaz

Irak lideri Saddam, Amerika kafiri tarafindan yakalanıp asıldığında Efendi hazretlerine soruldu, şöyle buyurdu:

"Eğer zalim ise bizim zalimimizdir, onu biz düzelteceğiz amerika değil "

Nakleden: Ibrahim Serdar hoca

24 Mayıs 2020 Pazar

Behçet Amca, Baba ve Süleyman

Efendi Hazretlerinin sakat bir müridi vardı. Behçet amca. Belden aşağısı tutmuyor. Yerlerde adeta sürünerek hareket ediyor. Bu haliyle şükrediyor hayatı da idare ediyor ahiretini de imar ediyordu. Sarığı sakalı şalvarı zikirleri, camiye cemaate devam ve sebatıyla diğer müridlerden aşağı kalmıyordu. Behçet amca asla bir dilenci değildi. Kimseye öyle el açmamış sakat haline rağmen asla buna tevessül etmemişti. Behçet amca pazarcılık yaparak, şunu bunu satarak geçimini sağlıyordu. Behçet amca evlenmemiş bekar, Allahın bir garip kuluydu..

Bir gün bu gariplik hali heralde ağırlaştı.. Bir arabaya ihtiyacı vardı. Bir arabası olsa hayat onun için büyük ölçüde kolaylaşacaktı. Kime ne diyecek, kimden isteyecekti ki ? "Bana araba alırmısınız" diyecek kimsesi yoktu.. Ama hayır bir dakika.. Belki de vardı. Evet Behçet amcanın bir velisi bir babası vardı.. O müşfik bir babaydı Behçet amcayı da vaktiyle kabul etmiş, ona kol kanat germişti. Doğruca ona gitti.

Merdivenlerden çıkarken zorlandı. Onu tutup çıkarmak isteyenlere iltifat etmedi "ben çıkarım" dedi. Koruluklardan tutunarak kol gücüyle çıktı. Yine el kol gücüyle Babanın odasına kadar vardı. Zaten kol gücüyle yürüyordu. Içeri girdi. içeride önemli misafirler vardı ancak Baba Behçet amcayı görünce hemen ona yöneldi o yumuşak edesayla "hoş geldin" dedi iltifat etti teveccüh buyurdu.. Behçet amcanın lafı eğip bükecek ne hali vardı ne de edebiyat yapacak bilgisi. Kendine mahsus tarzıyla konuya birden girdi. "Efendim ben artık tıkandım bir arabam yok arabam olsa, çok rahat edecem." Baba onu çok iyi anlamıştı. Etrafındakilere baktı. Babanın etrafındaki insanlar iyi insanlardı. Babanın bir işaretine bakıyorlardı. Babanın gözüne gönlüne girmek onlar için önemliydi..

Baba onlar içinde Süleymana yöneldi. Süleyman adına çekmişti adeta.. Hem mana hem madde sultanıydı. Allah feyiz de vermiş mülk de vermiş yürü ya kulum demisti. Hemen edeb hali takındı Buyurun efendim dedi. Baba ona rica etti "Bu Behçet efendinin işini görür müyüz Allah da senin işini görsün ?" Dedi. Babanın ricası Süleyman için bir emir sayılırdı. Emriniz olur efendim başüstüne" dedi ve hemen kalktı Behçet amcayla beraber çıktı gitti. Behçet amcanın gözü toktu basit bir şey olsa yeterdi. Ikinci el oto pazarına gidecekler sandı.

Süleymanın fikri ıtikadi ise başkaydı "Hayır Behçet amca diyordu sen karışma gel benle" diyordu. Ford transit satan bir araba bayiine gittiler. Süleyman son model minibüslere baktıkça Behçet amca kıyamıyor bazen sert yapıyordu "Ne gerek var mübarek bu kadar para ödemeye.." diyordu

Süleyman bildiği bir şeyi saklıyor susuyordu . Sadece "karışma amca sen" diyordu.. ve otomatik kapı panelvan son model bir minibüs beğendiler ve Behçet amcanın sürebilmesi için koldan debriajlı hale dönüştürmek için modifiye bölümüne teslim ettiler.

Iki hafta sonra Bhçet amca minibüsünü teslim aldı. Yine ezik bir haleti ruhiye içinde "Süleyman bey oğlum Allah razı olsun ne gerek vardı bu kadar pahalısını almaya ben kullanılmış eski bir arabaya razıydım" dedi. Süleyman bey, Babanın has daire ihvani içinde, yüksek marifetler elde etmiş sır sahibi bir kişiydi. Artık o sırrı açıklayacaktı "Behçet amca ben bu işi Allah rızası için yapıyorum Allah rızası için yapılan iş yarım yamalak olmaz" Bu söz Behçet amcayı çok etkiledi. Süleyman beyi takdir etti. Bu sözü kafasına iyice yazdı..

Molla Sarığımı Sar

Bir gün cami avlusunda arkadaşlarla beraberim. Mezarlığın önünde mevta için dua ediyordum Efendi Hazretlerinden gördüğümüz üzere.. Çünkü o bunu hiç terk etmez geçmiş müminlere karşı da vefakârdır, mutlaka bir Fatiha okur öyle geçer.. Elimi yüzüme sürdüm birde baktım avlu kapısından içeri Behçet amca girdi.

Ak sakalı, hayatın yorgunluğu ve imanın vakur hali birleşmiş o ciddi yüzüyle bana bakıyordu. Molla sen dedi.. Buyur amca dedim elinde bir fes içinde dürülü beyaz bir kumaş.. "Allah rızası için şu sarığımı sarar mısın?" Allah rızası sözünü işitince gayri ihtiyari hemen elimi uzattım aldım. Halbuki ben güzel sarmayı bilmiyordum..

Bu işte bir hikmet var dedim. Bu kadar molla içinde neden ben? Ozel bir tanışmışlığımız yok adımı da bilmez.. Kimseye teklif edemedim "sarık sarmayı bilen var mı arkadaşlar" diyemedim. Fesi başıma geçirdim ve oracıkta ayak üstü kendimce sardım.. Beni izliyordu.. sarma bitti çıkarıp verdim. Eline aldı önüne arkasına şöyle baktı inceledi ve beğenmedi. Biraz sert "Allah rızası için yapılan iş böyle olmaz. Allah rızası için yapılan iş mükemmel olmalı" dedi ve aldı gitti.. Ben öylece ayakta kaldım. Duyduğum bu müthiş sözün etkisiyle derine daldım.. Hayatımın  en önemli bir dersini ayak üstü tahsilsiz bir garibandan almıştım..

Isa erdoğan 2001

Efendi Hz ve İslami Cemaaatler


Mahmud Efendi hazretleri yolunda tarikat Şeriatın hadimi olarak görülür. Şeriat sultan ise tarikat onun hizmetçisi olarak resmedilir. Tarikat yoldur Şeriat hedeftir. Alucralı Hüzeyin Yelek (Beyoğlu vekili) ‘nden duydum efendi hazretleri “Bu tarikat sayesinde gerçek müslüman oldum” buyurmuş.
Efendi hazretlerinin “O Rahmanın has kulları cahiller onlarla sataştığında selam der geçerler/selametli söz söylerler/cahillerle cahil olmazlar” Furkan:? ayeti ile amel etmesi..
Kuranın öngördüğü hakiki müslümanlık seviyesinde tarikat sayesinde eriştiğini beyan etmesi.
Alıcralı Hüseyin Yelek efendiden bizzat duydum, efendi hazretleri “ben bu tarikat sayesinde gerçek müslüman oldum” demiştir
1995 yılı ismailağanın arka bölümünde efendi hazretleri hoca namzeti yetişmiş talebelere hizmete gitmeden önce son dokunuşlarını, hocalık nasihatlarını yapıyordu. Oraya kürsü kuruluyor efendi hazretleri kürsüye çıkıyor kürsünün dibinde sırası gelmiş bir talebe ayakta Mektubat okuyup mana veriyor Efendi hz gerekli gördüğü yerde müdahale ediyordu. O kürsüde bir gün efendi hz şu hadisi şerifi okudu “Peygamber efendimiz Enesi bineğin terekesine bindirmiş giderken ona buyurdu ‘kardeşcağızım kalbinde hiç kimseye karşı gıllı ğiş (kin buğuz adavet) beslemeden sabahlayıp akşamlayabilirsen bunu yap çünkü bu benim sünnetimdir.” Cemaati müslimin alın size bir sünnet, hadi bunu yapın göreyim sizi..” buyurdu.
Rasulullah efendimiz Sünnetine çok ittibalı olan Şeyh Efendi elbette bu sünnetleri uyguluyor yaptığı vaazlarla önce kendi amle ediyordu. O yüzden o kimseye özellikle hiçbir müslümana karşı buğuz adavet beslemedi. O bazı kişilere darıldı ise asla bunu kalbinde kine dönüştürmedi ve kısa zamanda affetti.
Sabık istihareci Abdulhak anlattı “bir adam Şeyh efendiye menfi duygular içindeydi ve hakaretin en ağırını yapmak istiyordu bir gün vakıf tarafına bir hediye getirmiş paket içinde.. üzerinde ‘mahmud efendiye’ yazılı bir paket. Görevliler paketi bana getirdiler tedbir amaçlı paketi açtığımda duraksadım ve iğrendim.. aradan bir zaman geçti bu adam nasılsa ef hz’ni ziyarete gelmiş ve diğer ihavlar içinde sıraya girmiş ef hz ile musafaha edecek.. ben bunu görünce birden irkildim ve o paket aklıma geldi derhal araya girerek hayır bu ef hz ile görüşmeyecek dedim.. ef hz “bırak görüşsün” dedi olayı bilmiyordu efendim bu size paket içinde necaset gönderdi böyle ağır hakaretler etti dedim. “Yaa demek öyle etti.. peki affettim bırakın gelsin” dedi..
Bir defasında efendi hazretleri bir yere vaaza gidiyordu arabayı kullanan kişi bir kamyonet şöförü ile yol için münakaşa etti. Kamyon şöförü arabadakileri sakallı sarıklı görünce sakala sarığa sövdü. Bizim şöför buna çok kızdı ve adamın üstüne gitti efendi hz bırak dur gitme yapma cahildir cahille cahil olma dediyse de bu dinlemedi ve duran tarfikte gitti o adamı dövdü. Ancak sanki o dayağı efend hzretleri kendi yemiş kadar üzüldü o şöföre şöyle dedi “adamın kalbinde zerre kadar iman vardı onu da sen söndürdün”
İsmailağanın ilk yıllarıydı insanlar sarıklı sakallı cübbeli kişilere henüz alışık değiller ve hemen altta fener rum lisesi onun altında fener patrikanesi onun çevreisnde balat rum evleri.. Çarşamba semti solcu lakilerin kalesiydi.. Efendi hzretleri ismailağa camiinde imamlık yapıyor her fırsatta kürsüye çıkıp vaaz ediyor insanları şuurlandırmaya çalışıyordu.. böyle bir vavaz esnasında şeriattan sarık sakaldan bahsetmiş iken dinleyenler içinde bir adam aayğa kalktı ve bağırdı “sus konuşma ! ey insanlar dinlemeyin bu adamı bu adam sizi kandırıyor..!!” mahmud efendi hz sustu vaazı yarıda kesti ve kürsüden indi çıktı gitti. Çıkarken adamın yanında durdu yüzüne bakarak “ben bir sen anladın” dedi.
----------------------------
İmam Mahmud Efendi hazretleri’nin Kuranın öngördüğü hakiki müslümanlık seviyesine tarikat sayesinde eriştiğini beyan etmesi.
Alucralı Hüseyin Yelek efendi (Beyoğlu vekili) ‘nden bizzat duydum, efendi hazretleri “Ben bu tarikat sayesinde gerçek Müslüman oldum” demiştir.
Hakiki müslümanlardan olmanın gereklerinden olarak Hz İmam’ın “O Rahmanın has kulları o kimslerdir ki cahiller onlarla sataştığında selam der geçerler/selametli söz söylerler/cahillerle cahil olmazlar” Furkan:63 ayeti ve “..Allahım kalplerimizde iman edenlere karşı hiç bir ğill ve ğiiş (kin buğuz nefret) bırakma..” Haşir:10 ayetli ile amel etmesi..
1995 yılı İsmailağanın arka bölümünde Efendi hazretleri, hoca namzeti yetişmiş talebelere hizmet öncesi son dokunuşlarını, hocalık nasihatlarını yapıyordu. Oraya kürsü kuruluyor ve Efendi hazretleri kürsüye çıkıyor kürsünün dibinde sırası gelmiş bir talebe ayakta Mektubat okuyup mana veriyor, Efendi hz gerekli gördüğü yerde müdahale ediyordu. O kürsüde bir gün Mahmud Efendi hz şu hadisi şerifi okudu “Peygamber efendimiz hz Enesi bineğin terekesine bindirmiş giderken ona buyurdu ‘kardeşcağızım kalbinde hiç kimseye karşı gıllı ğiş (kin buğuz adavet) beslemeden sabahlayıp akşamlayabilirsen bunu yap çünkü bu benim sünnetimdir.” Cemaat-i müslimîn alın size bir sünnet, hadi bunu da yapın göreyim sizi..” buyurdu.
Rasulullah efendimiz sas Sünnetine çok ittibalı olan Şeyh Efendi elbette bu sünnetleri uyguluyor, yaptığı vaazlarla önce kendi amel ediyordu. O yüzden o kimseye, özellikle hiçbir Müslümana karşı kalbinde buğuz, adavet beslemedi. O bazı kişilere bir süre darıldı ise eğer, asla bunu kalbinde kine dönüştürmedi ve en kısa zamanda affetmiştir.
Sabık istihareci Abdulhak anlattı “Bir adam Şeyh efendiye menfi duygular içindeydi ve hakaretin en ağırını yapmak istiyordu. Bir gün vakıf tarafına bir hediye getirmiş, üzerinde ‘Mahmud efendiye’ yazılı bir paket. Görevliler paketi bana getirdiler. Tedbir amaçlı paketi açtığımda duraksadım ve iğrendim.. Aradan bir zaman geçti bu adam nasılsa Efendi hz’ni ziyarete gelmiş ve diğer ihvanlar içinde sıraya girmiş Efendi hz ile musafaha edecek.. Ben bunu görünce birden irkildim ve o paket aklıma geldi. Derhal araya girerek “Hayır bu Efendi hz ile görüşmeyecek” dedim.. Efendi hz “Bırak görüşsün” dedi olayı bilmiyordu. Efendim bu size paket içinde necaset gönderdi böyle ağır hakaretler etti dedim. “Yaa demek öyle etti.. peki affettim bırakın gelsin” dedi..
Bir defasında efendi hazretleri bir yere vaaza gidiyordu arabayı kullanan kişi bir kamyonet şoförü ile yol için münakaşa etti. Kamyon şoförü arabadakileri sakallı sarıklı görünce sakala sarığa sövdü. Bizim şoför buna çok kızdı ve adamın üstüne gitti. Efendi Hz. “Bırak dur gitme yapma cahildir cahille cahil olma..” dediyse de bu dinlemedi ve duran trafikte indi araçtan gitti o adamı dövdü. Ancak o dayağı sanki Efendi hazretleri kendi yemiş kadar üzüldü ve o şoföre şöyle dedi “Adamın kalbinde zerre kadar iman vardı onu da sen söndürdün”
İsmailağanın ilk yıllarıydı insanlar sarıklı sakallı cübbeli kişilere henüz alışık değiller ve hemen altta Fener Rum ki-Lisesi, onun altında Fener Patrikhanesi, onun çevresinde Balat Rum evleri, İsmailağa sokağında kumarhaneler bankalar.. Çarşamba semti solcu laiklerin adeta kalesiydi. Efendi hazretleri İsmailağa Camiinde imamlık yapıyor her fırsatta kürsüye çıkıp vaaz ediyor, insanları şuurlandırmaya çalışıyordu. Böyle bir vaaz esnasında Şeriattan Sünnetten, sarık sakal cübbeden bahsetmiş iken dinleyenler içinde bir adam ayağa kalktı ve bağırdı “sus konuşma ! ey insanlar dinlemeyin bu adamı bu adam sizi kandırıyor..!!” Mahmud efendi hz sustu, vaazı yarıda kesti ve kürsüden indi başı önüne eğik vaziyette camiden çıktı gitti. Çıkarken o adamın yanında durdu yüzüne bakarak “ben bir sen anladın” dedi.
‘2004 yılı İsmailağa Vakfında görevli bir kişi hakkında ihvanlar şikayetleniyorlar ve bu kişiyi dillerine doluyor, hakkında taan ediyorlardı. ilgili şahsiyet durumu Efendi hazretlerine şikayet etmiş olmalı ki Efendi hazretleri bir Hatm-i Hâcegan sonrasında ihvana rica etti “Arkadaşlar onu siz bana bırakın, ben de Mevlaya bırakıyorum”. Yani ; Onu ben görevlendirdim, benim hatırıma siz onu şikayet etmekten, hakkında taan etmekten vaz geçin. Ben de onu kendim yargılamayacağım, mutlak adalet ve merhamet sahibi Allaha bırakıyorum.”
2005 yılında Tarikatta mühim bir görevi haiz bir kişi 20 yıl sürdürdüğü görevinden azl edildi. Mühim bir ihanet ve aldatma içine girmişti.. İnsanlar sordular Efendi Hazretleri onu Tarikattan attınız mı ? “Hayır dersini yapsın terakki etsin” buyurmuştur.
Yine Efendi Hazretlerine yakın isimlerden duyduk ki insanlar bazı ihvanları Efendi hazretlerine şikayet edince buyurmuş “Bana ihvanımı şikayet etmeyin. Beni seven ihvanımı da sever.” Konuyu yine ona ait olan muazzam bir vecize ile bitirelim “İhvan ihvana değil taş kondurmak, toz bile kondurmasın”
Bir sonraki yazıda “Mahmud Efendi ve Sair Cemaatler ve Cemaat Liderleri” konusunu işleyeceğiz inşaallah. i.er


Medreseye Kayıt Olabilsem Murat Akyıldız

Iğdırlı Murat Akyıldız hoca anlatıyor:

1993 yılının sonlarıydı. Iğdırdan kalktım İstanbula Mahmud Efendi hazretlerinin medreselerine okumaya geldim. İsmailağa camiini buldum ve sarıklı müslümanlara sora sora medreselerin yerlerini de buldum bazen bir daire bazen mahalle arasında bir bina.. Kapılarını bir bir çaldım. Talebe olarak okumaya geldiğimi söyledim. Ancak kimse beni almadı. Yirmi üç yaşındaydım.

solda : Murat Akyıldız

Bazıları yaşımın büyüklüğünü, bazıları bana göre sınıf olmadığını söylediler. Daha ziyade yer yok diyorlardı.. artık ümitlerim tükeniyordu ancak sabrettim. Son ümit Mahmud Efendi hazretlerine çıkmaya karar verdim. Oralarda durumu benimle aynı olan bir arkadaşla tanışmıştım o da girecek bir kurs bulamamıştı.. Birlikte hareket ediyorduk. Ona dedim ki ben Mahmud efendi hz ile görüşeceğim. Görüşemezsin dedi umudu yoktu.. ve o camide kaldı.
Sabah namazı akabinde hatm-i hacegan okundu işrak namazı kılındı ve cemaat dağıldı ben Mahmud Efendi hz’nin arkasından gittim. Caminin arka tarafında bulunan köprüden geçtim görevliler karşıladı Efendi hz ile görüşeceğim dedim. Şu an yukarı çıktı hanım cemaatlerin sorularını /derslerini verecek dediler. Orada bekledim. Biraz sonra baktım Efendi Hz tek başına yukarıdan merdivenlerden aşağı iniyor. Hemen yanına vardım elini öpecektim ki birden araya başkası girdi ve ben utancımdan geri çekildim, edebimden dolayı.. O kişi "efendim ben dükkan açacağım evleneceğim bana dua et" vesair şeyler dedi.. Efendi hazretleri döndü bana bakıyor "Sen ne istiyorsun" dedi. Hemen yaklaştım elini öptüm ve “Efendim ben Iğdırdan okumaya geldim 18 gündür arıyorum ancak kimse beni medreseye kabul etmedi” dedim.

Efendi hazretleri bunu duyunca celallendi "Git hemen bana Mahmut hocayı çağır" dedi.. Ben Efendi hazretlerinin o heybeti karşısında ani bir refleksle hemen fırladım koridoru tam çıktım ki aklıma geldi Mahmut hoca kim ? Nerde bulunur ? Nereye gitmeliyim ? Yeni gelmişim kimseyi tanımıyorum ki.. Geri döndüm tam soracaktım “Mahmut hoca kim efendim” diyecektim ki "Hala burada mısın sana hemen Mahmut hocayı çağır diyorum" dedi.. Tatlı sert bir üslubla.. Ya Rabbi.. Hemen çıktım ayaklarım beni götürdüyse..

Çıktım dışarı caminin avlusuna şadırvanın orada bir kapı var içeride baktım çocuklar ders çalışıyorlar sesleri geliyor.. Kapıyı vurdum açtılar. Dedim ki Mahmut hoca burada mı ? Burada dediler. Efendi hazretleri Onu çağırıyor. Baktım çocuk kitabını da bıraktı kaçıyor.. Dedim Allah Allah bu çocuk niye kaçıyor.. Peşinden gittim sağ tarafta köşe sınıfta Mahmut hoca ders okutuyormuş.. çocuk girdi dedi "Hocam Efendi hazretleri sizi çağırıyor." Hocaefendi dersi bıraktı hemen koşa koşa geldi Efendi hazretlerinin odasına birlikte girdik. Bir baktım ki, oda ağzına kadar dolmuş oturacak yer yok.. Az önce boştu bu oda ne zaman doldu şaştım. Ben utandım ve dışarı çıktım dışarıda bekliyorum. Mahmut hoca "buyurun efendim beni çağırmışınız" dedi. Efendi hazretleri "Derhal bu çocuğa bir medrese bulun" demiş..

Mahmut hoca odadan çıktı bana dedi ki şu an ders okutuyorum talebenin hakkına girmeyelim sen öğleden sonra gel sana bir medrese bulacağız efendi hazretleri öyle emretti.. Ben de camiye döndüm o arkadaşımı bulacağım baktım. Herkes dağılmış o garibim caminin tam orta kısmında tek başına kalmış oturuyor.. Çağırdım Ula Mehmet. Noldu ne yaptın ? Ben Mahmud efendi hz ile görüştüm. Yaa !? nasıl görüştün gerçekten görüştürdüler mi ? Dedim Allah Allah görüştüm tabi. Mahmut hocaya gideceğim o bana medrese bulacak. Böyle emretti. Ben de geliyorum dedi ve gittik öğle namazından sonra.. Hocalar odasını bulduk tam da yemek saati imiş ortaya bir sofra yemek gelmiş buyur ye dediler. Biz de sofuluk yapıyoruz, ikimiz de oruçluyuz. Siz buyurun biz niyetliyiz dedik.. Mahmut hoca bana sordu şurada bir medrese var.. oraya gittim hocam dedim. Şuradaki ? Ona da gittim.. Dedi ohoo sen her yere gitmişin.. Sonra bir kaç kişiyi telefonla aradı. Hatırladığım Selim hocayı, Ahmet Meral hocayı aradı.. Olmadı. Yine yer bulamadılar bize..

Mahmut Hocanın akıllı bir talebesi vardı hafız imiş.. onu çağırdı. Bana dedi ki şimdi bir hocaya göndereceğim sizi sen hiç konuşmayacaksın bu seni yerleştirecek. Ona da dedi ki "al bu arkadaşları Abdulkadir hocanın kursuna götür orada Ali Kara hocaya bul.. Biz burada bir tevil yapacağız Efendi hazretleri demedi mi bana "mutlaka medrese bul" evet. Biz de şöyle bulacağız: Ali Kara hocaya diyeceksin ki "Efendi hz nin selamı var bu iki talebeyi medreseye almanızı buyurdu." gittik o talebe aynen böyle dedi. "Efendi hazretlerin size selamı var" deyince Ali Kara hoca birden ayağa kalktı selamı ayakta aldı ve "Madem efendi hazretleri göndermiş başımız üstüne" dedi ve böylece medreseye giriş sağladık. Nedim hocanın camisi yanındaki altı katlı medresede okumaya başlamam böyle oldu. Elhamdülillah

Anlatan: Murat Akyıldız, Iğdırlı, İmam.
Yazan: İsa Erdoğan 11.01.2020 Fatih, İsmailağa

17 Mayıs 2020 Pazar

Musa Amca Hakka Yürüdü

Cemaatimizin Musa Amcası Talebenin Musa dedesi Musa Bayraktar bugün Hakka yürüdü




Işte onun hakkında hüsn-ü şehadet eden bazı hocalar, o zamanın talebeleri:

Muhammed Yasin hc:

Neredeyse herkesin üzerinde emegi var. Güler yüzlü, hizmetkar idi..

Halit Duman hc:

Rahmetli Hızır Edendinin daimi cemaati yol Arkadaşı ve en büyük destekçisiydi bir birlerine farklı muhabbetleri vardı. Vefatı aynı güne denk gelmesi ne güzel tevafuk olmuş.

Fatih Yarar hc:

Rahmetli Hızır Efendi Musa Dedeyi çok severdi. Musa Dede Hızır Hocanın cumartesi sohbetlerini hiç kaçırmazdı. Sohbette ondan çok örnekler verirdi. Birgün hızır hocamız sohbette "efendi hazretlerinin cemaatsiz hiç namaz kılmadığını, sahibi tertip olduğunu, en büyük kerametin istikamet olduğundan" bahs ediyordu. "Musa Dede burdamısın" diye bağırdı. Bakın şu adama 33 senedir bir defa teheccüt kaçırmamıştır dedi

Muhammed Yasin hc:

Kimler Musa dedemizden
Efendi hz'inin sakalı şerifinden almadı ki..!?

Murat Taştan hc:

Musa amca garib guraba talebelerin babasıydı o zamanlar. Yani benim hatırladığım doksanlı yıllar.

Ismailağa camiinde Usul-u fıkıh dersleri okunur. Efendi Hazretlerinin bizzat nezaret ettiği yıllarda Musa amca da katılırdı. Efendi hz derdi ki "herkes ilme Emsileden başlar bizim Musa efendi Usul fıkıhtan başladı" Ona böyle latife ederdi. Mevlam rahmet eylesin.

Salim Çoban Hc:

Medrese yeni başladım daha 15 günlük talebeyim hasta oldum beş kuruş paramız yok evden kaçıp gelmişim. Dediler ki biz seni Musa amcaya götürelim ondan ilaç parasını alalım.. Eski talebelerden birisi gitmiş Musa amcaya "kardeşimiz hasta parası yok ilaç alacak" demiş o da çıkarıp benim İlaçlarımı almış. Ruhu şaad olsun

Recep Gerçek Hc:

Cebinde 5 tl gibi en küçük kağıt paraları koyar her isteyene verirdi.

Bir de "ilmin nedir?" Diyenlere: "10 ciltlik Ruhul beyan tefsirinin Metnini okudum" dediğini hatırlıyorum.

Halit duman hc:

Musa dede gibi eski ihvanlarımız
Kitap olarak belki okumuşlukları fazla yoktur. Lakin Efendi Hzretlerimizin ilim Meclis’lerinde çokça bulundukları İçin Damla’ya Damla’ya aldıkları ilim ve feyzin bereketi çoğu hocadan iyidir.

Yunus ilemin Hc:

Musa Dede sadık bir ihvandı. Yardım sever, güler yüzü hiç eksik olmazdı.

Ertuğrul yeni hc:

Musa dedenin bendede çok emeği var, kitap paralarımı ve ilk şalvar cübbe parasını ondan almıştım, daha çok şey var..

Murat Meral hc :

Musa dede ilk şalvar cübbemi alan zattır. Mahmud hocam beni ona yollamıştı. Dilenciler onu görünce hemen koşar o da gülerek onların herbirine daha önceden hazırladığı paralardan verirdi.

Bir defasıda hiç unutmuyorum Efendi hz odasından mihraba ilerliyor. Fazla kalabalık yok ortalarda o vakit. Ben de Efendi hz nin ardı sıra yürüyorum. Musa dede de müezzinliğin tam karşısında kapının girişinde Efendi hz'ni bekliyor Onun gelişine bakıyor.. Efendi hz geldi elini Musa dedenin omzuna koydu. Ona gülerek baktı bir müddet ve buyurdu ki "Hacı Musanın 30 senedir teheccüdde bir firesi yoktur" dedi ve geçti mihraba.

Kazım Güneş Hc :

Hafızlık yaparken Musa dedemiz talebelere para dağıtıyordu. Ben de utancımdan almamak için kenardan kaçıyım dedim.. Beni fark etti çağırdı ve iltifat ederek herkese verdiğinden daha fazla harçlık verdi ve dedi ki "Benim kurtuluşum sizler talebeler olur" dedi. Ve her zaman "Beni duadan unutmayın" derdi..
Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun

Isa Erdoğan :

Bizler onu talebenin babası, fakirlerin dilencilerin yolunu gözlediği hayırsever ve Efendi Hazretlerinin sadık müridi ve berberi olarak tanıdık. Aslında mesleği bereberlik değildi ancak 90lı yıllarda bu görev Musa amcaya aitti. Her ay gider makineyle Efendi Hazretlerinin saçını sıfır ayar traş ederdi. Mollalar yolda Musa amcayı çevirir, ondan *Efendi Hazretlerinin sakal telini* isterdi. O da cebinde bir zarftan çıkarır verirdi..

Musa amca zenginden alır fakire özellikle talebeye verir her kapısını çalana kapıyı açar mutlaka ilgilendirdi. Bekar mollaları evlendirir aracılık ederdi. Iffetli kız arayan mutlaka Musa amcaya müracaat ederdi..

Musa Amca için bir gün Efendi Hazretleri *"Bu hacı Musa ile hiç kavga etmedim"* buyurdu. Yani "ne desem seve seve yerine getirir asla bana itiraz etmez"

Efendi Hazretleri bir ara hatmi Hocada halkaların düzgün olmasına çok dikkat ediyordu ve buyurdu ki birinci halkadan sonra ikinci halka sonra 3 halka şeklinde olmalı karışık olmamalı. sonra bunun için buyurdu ki *"Hacı Musa bu işi sen üstüne al safları düzenle"* O günden sonra Musa amca epey bir süre hatmi Hoca safları arasında gezinir ihvanları düzene koyar halka halka oturmaya alıştırırdı.

Musa amcanın bir görevi de ihvanlardan biri vefat ettiği zaman Kelime-i Tevhid hatmi okumaktı. Sabah namazı merdivenlerin başında Cami girişinde durur her gelene kelime-i tevhid zikri görevi verirdi "bin  tane sana, bin tane de sana" diyerek sayı 70 bine tamam oluncaya kadar her gelene dağıtırdı. bu görevi de ona Efendi Hazretleri vermişti.

Hızır Efendi ile Musa amca Birbirlerini çok severlerdi Musa amca Hızır Efendim hiçbir sohbetini kaçırmaz daima Orada hazır bulunurdu. vefat ettiği bu gün Hızır Efendi'nin şehadet günü *17 Mayıs* olması da bu anlamda manidardır.

Allah rahmet eylesin makamı Cennet mekanı Ali olsun

Derleyen isa erdoğan

İsmailağa-Cübbeli ihtilafında Hanım Anne Rolü

 Müşerref Hanım annenin (Ahıska yy) Marifet Derneğinin dümen suyuna girme sebepleri: 1: Kendisi aşırı Erbakan hayranıdır. İsmini andığında b...