27 Haziran 2020 Cumartesi

Müceddidin İzinde 2 (Cinsellikte akıl tutulması)

"Şehvet Akıl Gözünü kör eder, cinsellik akıl tutulması yapar"

Herkesin mutlaka okuması bilmesi gereken mühim bilgiler bunlar. Vahiy ve ilhamla sabit kadim hakikatlar, şimdilerde bilim ve tıp yordamıyla da elde edilmiş ve aynen tekrar edilmiştir.. Artık hangi Allah dostunu yalanlayacaksın !??

Asrın Müceddidi ara ara sohbetlerinde cemaati ikaz eder derdi "insanın erkekliği uyandığı zaman aklının üçte ikisi gider. Aklının tamamıyla kendini idare edemiyordun üçte biriyle nasıl idare edeceksin!?" Yani Hazreti İmam demektedir ki : "şehvet aklı dumura uğratır ve seni helaka sürükler. Şehvetine esir olmadan önce kendine hakim ol çünkü iş o noktaya vardığında kendine hakim olacak akıl ve iradeye sahip olamayacaksın"

Bu vaazlardan on yıllar sonra bilim adamı sıfatıyla prof Oytun Erbaş adında bir doktor aynı şeyleri tekrar eder, bu defa bilimsel açıklama sadedinde:

"Zevk alırken beyninizin çekirdek kısmı hariç hiç bir yeri çalışmaz. Yani diğer beyin durur. İnsanın en önemli zevki de orgazmdır. orgazm en tepe zevktir o yüzden orgazm esnasında beynin diğer kısımları çalışmaz o yüzden 'borçlar ne oluyor çocuk okuldan alınacak mı' düşünmezsin. Ama daha sonra iş bittiğinde dersin 'ben ne yaptım" (TED konuşması/yutub videosu)

Gerçek hekimler Allah dostları; mürşidlerdir. Sen akıllı ol Allah dostlarına itiraz etme. Zayıf aklın eğer bazı işleri henüz kavramıyorsa bir gün idrak edecektir ancak iş işten geçmiş olmasın.

Bu yazının konusu şu değil: "Bakın bilim Allah dostunu destekledi, sözlerinin hakikat olduğunu doğruladı.." Hayır tersine "Allah dostunun kadim sözleri bilimi doğrulamıştır"

Çünkü dünyalık bilim adamlarının hakikate eriştiği noktalar çok olmakla beraber nice konularda hala yanılgı ve dalalet içindeler..

Mesela aynı kişi konuşmasının başında "insanın kararlarını almasına sebep olan faktör zevktir. Kişi zevk aldığı noktaya gider, zevk almadığı yerden kaçar" demektedir. (Hedonizm/Haz felsefesi)

Bu konuda bilim adamları felsefeye saplanarak hayvani nefs mertebesindeki insan faaliyetini genellemişler ve ancak Allaha imanla bir üst mertebeye terakki etmiş kamil insandan habersiz kalmışlardır.

Kamil insan yani Mümin hayatının bir çok kararını verirken "zevk" faktörü ile değil Inançla hareket etmiştir. En basit bir misalle Mümin sabah namazına kalkarken bunu zevk aldığı için değil Allaha ve ahiret gününe iman ettiği için yapar.

Demekki bilim bazı hakikatlere erişmiş olsa da bir çok noktada gerçekten uzaktır. Artık bilgiyi doğrulayacak şey "dünya bilimi" değil "ilahi ilim; Vahiydir, Kuran ve Sünnettir, bunlara bağlı olarak Sahih keşf ve ilhamdır.

Müceddidin Izinde..1 (Televizyon)

Asrın Müceddidi Mahmud Efendi Hz "Televizyon izlemeyin, atın evden tv'yi, hatta bulunduğu odada dahi durmayın" diyordu. O Allah için, ahiret selametimiz, manevi gelişimimiz için diyordu. Kabul edenler olduu, itiraz eden zavallılar oldu.

Şimdi bakıyorum milyon takipçili yutoburlar (mesela hikmet anıl) Müceddidin sözlerini aynen tekrar ediyor "Atın evden Tv'yi" diyor. Ancak bu "kişisel gelişim, dünyalık başarı için" dediğinden sebep hiç itiraz eden yok! Herkes kuzu kuzu dinliyor, patır patır beğeniyor !

Bu insanlara peşin ver de, çamur ver !

Hayır bilakis sizler acil olanı seviyorsunuz ahireti öteliyorsunuz  : كلا بل تحبون العاجله وتذرون الاخره

Televizyonu neden evden atmalıyız ? Kalbini çöplüğe dönüştürdüğü için.. Filim dizi eğlence haber resim belgesel tanıtım video çöplüğüne.. Bu çöplükle o kalbe elbette Allahın feyzi doğmaz, Muhabbetullah Mehafetullah ihlas.. o kalbe yerleşmez..

Şimdi ise cep telefonları birer televizyona dönüştü.. Evden de atsa cebinde var.. aynı menfi etkiye yine maruz…!

25 Haziran 2020 Perşembe

Efendi Hazretleri: Muhyi İsmiyle Tecelli

Risale-i Kutsiyyeden Beyt

“O Mevlâ Teâlâ Hazretleri Muhyi (diriltici) ismiyle tecellî etse
Kendisine Muhyi (diriltici) ismiyle tecellî olunan kul kabristana gidip ölülere o sırla "kalkın" dese
Bil ki o ölüler(in) hepsi diri olurlar
Hayvan kalma bu sırrı anla yâhu
Ahmaklıktan çıkıp Hakkâ gidelim
Cemali bâ Kemale seyredelim

Büyük şeyh efendi, Mevlâ Te’âlâ’nın kullara olan yakınlığını ve kullara olan tecellîlerini beyân ede ede… bu beyite geldi.

“O Mevlâ Teâlâ Hazretleri Muhyi (diriltici) ismiyle tecellî etse”

Tecellî: Açılmak demektir. Yani Mevlâ ile kul arasından perdeler kalkıp perdesiz bir hâle gelmesi. Sanki güneş ile insanın arasından bulutların gidip, güneşin insana parlaması gibi.

“Kendisine Muhyi (diriltici) ismiyle tecellî olunan kul kabristana gidip ölülere o sırla kalkın dese

Bil ki o ölüler(in) hepsi diri olurlar.”

Allâh Teâlâ diriltici ismini bir kuluna yollasa, uzatsa sonrada o kul o ismin tecellîsi ile kabristana ölülerin başına gelse, “Ey ölüler kalkın” dese o ölülerin hepsi hemen dirilirler. Çünkü bu kula tecellî eden Muhyî ismi Allâh’ın sıfatıdır, kulun sıfatı değildir. Mevlâ’dan o kula bu isim uzanmıştır.

“Hayvan kalma bu sırrı anla yâhu”

Hayvan bu işi anlamaz. Meselâ sizin bir cereyan ocağınız olsa cereyan fabrikasından bir telle cereyan uzatsanız o cereyan ocağı da insanı da ısıtır. Hâlbuki cereyan fabrikanındır, ocağın değil. Fabrikanın cereyanı (ısıtıcılığı, yakıcılığı) o ocağa uzandı o ocak da ısıttı. Eğer fabrika cereyanını çekse, sen de donarsın o ocağın kendisi de donar. “Bana bir ısıtıcı gönderin” der. Bunu misal olarak veriyoruz, yoksa Mevlâ’nın işi bir şeye benzemez.

“Ahmaklıktan çıkıp Hakkâ gidelim,”

Cemali bâ Kemale seyredelim.”

İbni Cerir’in ibni Abbas’dan (Radıyallâhu Anhuma) rivâyet ettiğine göre “Benî İsrâil’de zengin bir ihtiyar vardı, kardeşinin oğulları ise fakirdiler. Hiçbir şeyleri yoktu. Bu ihtiyarın da hiçbir çocuğu olmayıp tek vârisi kardeşinin oğulları idi. Onlar; ‘keşke amcamız ölse de malına konsak’ diyorlardı. Amcalarının ölümü gecikince şeytan onlara; “Amcanızı öldürüp içinde bulunmadığınız şehir ehline diyetini yükleseniz olmaz mı?” diye vesvese verdi. O zaman Benî İsrâil iki şehirde bulunuyorlardı. Bir kişi öldürülüp iki şehir arasına atılsa ölüyle iki şehir arası ölçülür, ölü hangisine yakınsa diyet ona yüklenirdi. Şeytan bu işi onlara söyleyince onlar da karar vererek amcalarını öldürdüler. Sonra ölüyü kendilerinin bulunmadıkları şehrin kapısına attılar.

Sabah olunca o şehrin ehline gelerek “Amcamız sizin şehrin kapısında öldürüldü, Vallâhi diyetini (öldürene ceza olarak yüklenen parayı) bize ödeyeceksiniz” dediler. O şehrin ahalisi de “Allâh’a yemin ederiz ki biz sizin amcanızı öldürmedik, öldüreni de bilmiyoruz ve şehir kapısını kilitlediğimiz vakitten, sabaha kadar da açmadık” dediler.

Bunun üzerine Musâ (Aleyhisselâm)a müracaat ettiler. Hemen Cibril-i Emîn gelerek Musâ (Aleyhisselâm)a “onlara de ki; Allâh Teâlâ bir sığır kesip o sığırın bir parçasını öldürülen kişiye sürmelerini emretti. Böylece ölünün dirilip onlara kendini öldürenleri haber vereceğini bildirdi.” dedi.

Bu ineğin hikâyesi uzundur. Nihâyet o ineği bulup kestiler, bir parçasını ölüye vurdular, ölü dirildi. Şuuru yerinde olarak dedi ki, “Benim malımı yemek için beni kardeşimin oğulları öldürdü.” Bu sözü söyledikten sonra tekrar ölü olarak yere düştü.

Şimdi bütün dünyâ bir araya gelse, o zavallı Amerika ki, kendinin zavallı olduğunu bilmez. Bütün dünyayı da kendine yardımcı çağırsa, bu ölüyü diriltebilir mi, ölünün katilini bulabilir mi? Yok. Ama Allah buldurdu.

Kuran’da bundan başka daha ne büyük hünerler var. Ama bunları milletimiz düşünmüyor, diploma diploma diye ölüyorlar. Sizin diplomanız mı var da her gün çeşit çeşit yemekler yiyorsunuz? Rica ederim, cehalet etmeyin. Evvelâ bir Müslüman olalım, diploma dursun. Bu haberler büyük işlerdir.

Ne yazık ki Kurân’ı bilenler Kurân’ı bildiklerinden dolayı sürurlanmıyorlar, ferahlanmıyorlar, rahatlamıyorlar. Yunan felsefesi bilenlerin karşısında eziklik duyuyorlar. Elinde Kur’an nimeti dolu, onu nimet bilmiyor. Kurân ehlinden daha aydın, bilgili, münevver var mı? Yok!

Lakin Kurân ehli az, öbürleri habis de olsa çok oldukları için yüksek gibi görünüyorlar. Hâlbuki o mekteplerde ne bir Âyet ne bir Hadîs ne Allâh’ın ismi ne besmele vs. yok. Kurân gökten yağmuru yağdırıyor, güneşi çaldırıyor, yerinde bütün yeşilliği bittiriyor, yiyecek-içecek ortalık doluyor. Bütün dünyanın üniversiteleri toplansa yerden başını çıkaran bir yeşil ot bittiremezler. Yine de onlar beğenilip seviliyor. Vallâhi Billâhi bu cehalettendir, bak yemin ettim size.

Üzeyir (Aleyhisselam) hikmet sahibi sâlih bir kişi idi. Bir gün kendine ait bir araziye bakmaya gitmişti. Dönerken kuşluk vakti kendisine bir hararet geldi. Merkebi üzerindeyken bir harap yere girdi, merkebinden indi yanında birinde incir, diğerinde üzüm bulunan iki sepet vardı. O harabe yerin gölgesine yerleşti. Beraberinde bulunan bir tası çıkarttı yanındaki üzümlerden o tasa sıktı. Sonra beraberinde bulunan bir kuru ekmeği çıkararak o çanakta bulunan üzüm suyuna batırıp ıslatarak yemek istedi. Sonra arka üstü yatarak ayaklarını duvara dayadı ve evin tavanlarına baktı, tavanlar çökmüş, duvarlar yıkılmış ehlinin helâk olmuş olduğunu, hatta çürümüş kemikleri görünce “Ölümden sonra Allâh-u Teâlâ buranın halkını nasıl diriltecek?” dedi. Allâh’ın onları dirilteceğinden şüphe etmedi, lâkin taaccüp ederek öyle söyledi.

Bakara Sûresi Âyet: 259

… فَأَمَاتَهُ اللَّهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانْظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ آيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Allâh Te’âlâ onu yüz sene ölü olarak bıraktı sonra dirilterek (kendisine:) “Ne kadar eğleştin (kaldın)?” buyurdu.

O da; “Bir gün yahut bir günün bazısı (bir günden az)” dedi.

Allâh (Celle Celâluhû) Ona: “Hayır! Yüzyıl (ölü) kaldın” buyurdu.

“İşte yiyeceğine ve içeceğine bak! Henüz bozulmamıştır. Bir de merkebine bak! Seni insanlara ibret kılmamız için (böyle yaptık) ve (merkebin) kemiklerine bak! Onları nasıl (yerden) kaldırıp (cesetteki yerlerine döndürüp birleştirerek) yerli yerine koyuyoruz. Sonra da, onlara et giydiriyoruz.” dedi O (diriliş) kendisine apaçık belli olduğu zaman, “(artık görerek de) ben biliyorum ki, şüphesiz Allâh Teâlâ her şeye hakkıyla gücü yetendir.” dedi.

Üzeyir (Aleyhisselâm) yüz sene ölü olarak orada kaldı. Bu kadar rüzgârlar vurdu, güneş vurdu bir şey olmadı. Bu kadar insan geçti görmedi. Allâh bir insanı gizlerse kim görür? Yemeği, içeceği, suyu hiç eskimemiş, kokmamış, çürümemiş sanki şimdi koymuşsun (gibi). Şimdi buzdolabında (bile) birkaç gün durabilir!

Bütün cihân bir araya gelse ve bütün cihânın profesörleri, kimyagerleri, doktorları bir araya gelse, o merkebi diriltebilirler mi? Onları o yerde saklayabilirler mi? Yok! Cehaletten başka bir şey yok, kuru dava var.

Biliyor musun Allâh seni neden yarattı? İğne tepesi kadar sudan yarattı. Seni nerede yarattı? Bu gözler, eller ayaklar nerede idi? Eğer sen güneşi çaldıramazsan, bulutlarla havayı kaplayıp bir damla su indiremezsen, yerden buğday tanesi bittiremezsen, otur kafanı iki elinin arasına koy da, düşün! “Eyvah Allâh Teâlâ beni iğne tepesi kadar hâlden, bu hâle getirdi,” diye düşün de insan ol, haddini bil. Eğer bugün haddini bilmezsen yarın âhirette bildirecekler. Suçlu olduğunu anlayıp “Beni tekrar dünya’ya çevirin de, haddimi bileyim” dersin. Ama bugünden düşünürsen iyi olur.

Rabbin seni cahil bırakmadı. Sana kitap gönderdi, kılı kırk yararcasına manasını söyleyen Peygamber gönderdi. Bakın çalışmakla beraber kadınlar bile Kur’ân’ı anlıyor. Şimdi buldular, bir Yunan felsefesi, gururlarından, kibirlerinden bu fezâya sığmıyorlar. Bir de dini yıkabildik diye iftihar ediyorlar.

Şu insanın cehâletini görüyor musunuz? Bu anlattığımız iki kıssayı düşünün! Kur’ân buna benzer misallerle dolu. Sen cereyanı yaptı isen, onu da sana Allâh yaptırdı. Allâh bir kuluna Muhyi ismini uzatıp da o da kabristana gidip ölüleri dirilttiği gibi sana o sanatı uzattı, cereyanı yaptırdı. Rabbin sana imkânlar veriyor sen de yapıyorsun. Yani Kur’ân çok büyük, Sahibi de çok büyüktür. Kur’ân’ı bilip onunla amel eden de çok büyüktür. Lakin onun büyüklüğünü Allâh gizledi. Üzeyir (Aleyhisselâm)’a gizlediği gibi.

Yarın âhirette Kur’ân’la büyük olan kişiyi görünce, “Bu böyle kazanırken biz neredeydik,” diyecekler. Kendinizde eziklik duymayın en iyisi sizsiniz. Kur’ân sizde olmakla beraber. Asıl dünya ve âhirette menfaat Kur’an’dadır. Öbürlerinde yüz karalığı var. Çünkü sen bir adamı 16 sene meşgul ettin, “Cennet, Cehennem var,” demedin, Allâh, “Lâilâhe illallâh” dedirtmedin, “Şöyle Cehennemden kurtulunur” demedin, Mevlâ buyuracak, “Gel buraya bakalım, seninle benim işim var.” O zaman kimse seni Mevlâ’nın elinden alamaz.

Yâ Erhamerrâhimîn Yâ Erhamerrâhimîn Yâ Erhamerrâhimîn

Tut elimizden, yardım eyle bize, kusurlarımızı affet. Bundan sonra kusur işlemekten muhafaza eyle. İlim, amel, ihlası cem etmeyi nasib eyle. Geçmişlerimize rahmet eyle. Dualarımızı fazlınla kabul eyle.

ÂMÎN.

22 Haziran 2020 Pazartesi

Rüyamda Ef Hz gördüm

Bu gün kuşluk istirahatinde rüyamda gördüm ki Mahmud Efendi Hazretleri gitmekte olan Sami efendiye (eski) istihareci Abdulhakı göndermiş "o iffet ve edep timsalinin benim yerime iki ellerinden öp ve Allah bu edebi sana nasıl öğretti sor öğren" demiş. Abdülhak gitmiş ve otobüs içinde aracın kalkmasını bekler vaziyette oturan Sami efendiye ulaşmış o da "görmüyor musun şu an vaktim yok gidiyorum" gibi olumsuz cevap vermiş.. Efendi Hazretleri Abdulhaka "eli boş geldin haa!" gibi teessuf ediyor. i.er

21 Haziran 2020 Pazar

Rasul Hc Hüsamettin Hc Salih Hc 1980


1980 yılı.. Rasul Bölükbaşı hocaefendi medrese talebeleriyle birlikte

Yeşil ok: Hüsamettin Vanlıoğlu, İsmailağa Fıkıh Heyeti Baş Hocası
Kahverengi ok: Salih Topçu Hocaefendi, İsmailağa İmamı
Turuncu ok: Aziz Çınar hoca, Haseki Eğitim Kurumu hocası

Baba Hakkı | Efendi Hz ve Kaimpeder

Bir gün Efendi Hazretlerimizin kayınpederi sütlüce'ye gelmişti. Sene 70'li yıllar.. Fahri abi beni çağırdı. Ben arabayı hazırladım ve beraber gittik bulundukları eve girdik Efendi Hazretleri kayınpederinin elini öptü yaşlı adam başladı saydırmaya "Sen neden insanlara cübbe giyin şalvar giy diyorsun ! sen neden vaaza gidiyorsun benim kızımı yalnız bırakıyorsun ! benim kızım senin yüzünden hasta oldu..!" gibi ağır hakaretler.. böyle belki yarım saat kırk dakika herkesin içinde Efendi Hazretlerine saydırdı. Efendi hz kemal-i edep ve vakarla susuyor sabrediyor. Ben dayanamıyorum cevap vermek istiyorum ama Efendi Hazretleri var bir şey diyemiyorum. Sonra Efendi Hazretleri müsaade istedi yumuşak tonuyla "Babacığım müsaadenizle biz çıkalım buyurun siz de bize gelin bizde kalın" dedi. Kayınpederi yine çıkıştı yok "Ben sana gelmem" dedi. Efendi hazretlerimiz elini öptü ve beraber çıktık. arabaya binince ben dedim ki "Hocam* neden bir şey demediniz benim kayınpederim bana böyle bir şey yapsa ben alırım kızını götürürüm evine bırakırım Al kızını ne yapıyorsan yap derim. Efendi Hazretleri buyurdular ki "Aman Molla Halit öyle dema Onlar bizim babalarımız. Onlar bize kızsa da onlara karşı gelmek olmaz" Efendi Hazretleri böyle buyurunca bana bir hal geldi ve hüngür hüngür ağlamaya başladım..

Anlatan: Kayıkçı Halit Amca RhA

--------------------------------
* O zamanlar müridler Efendi Hazretlerine hitaben "Hocam" diyorlardı

Mahmud Ef Hz Zavendikli Mustafa hc cenazesinde

Yıl 2009 Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhu Zavendikli Mustafa hocanın cenazesinde.

İsmailağa-Cübbeli ihtilafında Hanım Anne Rolü

 Müşerref Hanım annenin (Ahıska yy) Marifet Derneğinin dümen suyuna girme sebepleri: 1: Kendisi aşırı Erbakan hayranıdır. İsmini andığında b...